Archive for the 'Türkiye’de Bilim' Category

Oca 02 2010

2009 yılının en iyi web siteleri

Published by admin under Türkiye’de Bilim

Derginin internet sitesinde yer alan yazıda, Flicker’ın fotoğraf etiketleme ve kategorilere ayırma sistemi övüldü.Arkadaş olarak eklenen kişilerin birbirinin fotoğraflarına etiket eklemeye izin verilmesi ve bu etiketler yoluyla kendiliğinden bir kategorizasyon oluşması, bugüne kadar 3 milyarın üstünde fotoğraf yüklenmiş olması gibi nedenlerle Flicker birinciliği kaptı.
Continue Reading »

No responses yet

Eki 09 2009

Yeni T.C Nüfus Cüzdanı

TÜBİTAK tarafından tamamen milli olanaklar kullanılarak geliştirilen ve 2010′dan itibaren nüfus cüzdanının yerine kullanılması hedeflenen akıllı kimlik kartları, kopyalanma riskine karşı görünürde 7 üstün güvenirlikli önlemle korunuyor.
Continue Reading »

No responses yet

Eki 09 2009

En Hafif Notebook: Sony VAIO X

Published by admin under Türkiye’de Bilim

Sony sonunda dünya’nın en hafif bilgisayarı olan VAIO X serisini duyurdu. VAIO X kendi gibi yeni olan Windows 7 işletim sistemini taşıyacak. Karbon fiber dış tasarımı ile VAIO X sadece 0.73kg ağırlığında.Sony’den ön sipariş olarak $1299 VAIO X e sahip olabilirsiniz.

Continue Reading »

No responses yet

Eki 06 2009

CeBIT Bilişim Eurasia 7 – 11 Ekim 2009

Avrasya’nın en büyük iş ve teknoloji platformu CeBIT Bilişim Eurasia, 7-11 Ekim tarihleri arasında kapılarını pek çok yenilikle birlikte iş dünyası ve teknoloji meraklılarına açıyor. Geçtiğimiz yıl 21 ülkeden 971 katılımcısı ile 70 ülkeden 159 bin 302 ziyaretçisini bir ticaret sinerjisi içinde buluşturan CeBIT Bilişim Eurasia 2009 yılında farklılaştırılan yapısı ile daha verimli iş görüşmelerine zemin hazırlayacak, yerli ve yabancı iş heyetlerini en yeni bilişim teknolojileri ile tanıştıracak.
Continue Reading »

No responses yet

Ağu 10 2009

Nokia N97 vs Iphone 3GS

Published by admin under Türkiye’de Bilim

Iphone 3GS mi yoksa Nokia N97 mi?

No responses yet

Nis 05 2009

Robot Olimpiyatları

Published by admin under Teknobilim, Türkiye’de Bilim

robotÇankaya Üniversitesi Yapay Zeka ve Robotik Topluluğu’nun bu yıl ikincisini düzenlediği ve 150′ye yakın robotun yer aldığı ‘RoboÇankaya, Robot Olimpiyatları’ başladı.

Çankaya Üniversitesindeki etkinliğin açılışında konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yahya Kemal Baykal, Çekoslovak dilinde robotun ”esir” ve ”hizmet eden” anlamlarına geldiğini söyledi.

Robotları ”Hiç yorulmaz, kimseyi üzmez, kıskançlık yapmaz” sözleriyle tanımlayan Baykal, robotların insan yaşamını tehdit eden durumlarda pek çok işlevi yerine getirdiğini ifade etti.

Günümüzde taşıt, üretim hattı, gemi, uçak, ilaç, bilişim gibi pek çok sektörde kullanılan robotların, algılama, anlama, öğrenme, muhakeme etme, problem çözme, hareket, konuşma ve hafıza gibi özellikler taşıdığını anlatan Baykal, ”Gelecekte robotlar, insanın düşünme ve algılama kapasitesinin üzerinde, çok hızlı öğrenen ve her şeyi bilir olacak” dedi.

Baykal, gelecekte ”doktor, sürücü, futbolcu, sanatçı ve öğretim üyesi” gibi çeşitli mesleklerde de robotların kullanılacağını dile getirdi.

Yapay Zeka ve Robotik Kulübü Başkanı Arınç Köktür ise etkinlikte Türkiye’nin en büyük robot yarışmalarından birinin yapılacağını bildirdi.

Köktür, Türkiye’deki robot çalışmaları üzerine panel ve söyleşilerin yapılacağı etkinlikte, serbest, sumo ve mini sumo dallarında 150′ye yakın robotun yarışacağını belirtti.

Etkinlikte, Boğaziçi Üniversitesi Robot Futbolu ekibinin de gösteri sunacağını anlatan Köktür, ayrıca Uzay Okulu kurucusu Rıdvan Yılmaz’ın ve çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerinin sunum yapacaklarını kaydetti.

Yarışmada dereceye girenlerin ödülleri, Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç’in katılacağı törenle yarın sahiplerine verilecek.[1]

No responses yet

Mar 23 2009

Türk Oyun Dünyası güçleniyor

Kamu kurumları ile meslek birliklerinden üniversite ve eğitim kurumlarına, bilişim / telekom devi şirketlerden medyaya, oyun geliştiricilerinden dağıtımcı ile yayıncılara kadar, Türk Oyun Dünyası’nı oluşturan tüm paydaşları bir araya getiren “Türk Oyun Dünyası Ana Toplantısı” Yıldız Teknik Üniversitesi’nde gerçekleşti.

30 kurumdan 60′dan fazla katılımcının bir araya geldiği bu platform, Türk Oyun Dünyası’nı önümüzdeki süreçte ortak bir platformda hareket ederek doğru adımları atması için kritik bir rol oynuyor. 7 saat süren ve tüm Türk Oyun Dünyası aktörlerinin fikir ve önerilerini belirterek, farklı insiyatifler aldığı bu büyük buluşma sırasında Türk Oyun Sektörünün ülkemiz içerisinde yaşadığı sıkıntılar konuşuldu ve dünya ile rekabet edebilmek için çözümler ile izlenmesi gereken yollar ortaya konuldu.
Continue Reading »

One response so far

Mar 13 2009

‘Darwin Yılı’nda Darwinizm çöküyor…

Published by admin under Teknobilim, Türkiye’de Bilim

Yazarı Mustafa Akyol bilimin Ateizmden çark edişini anlatıyor. İşte yazısı:

Doğa kanunlarının tasarımı
İçinde bulunduğumuz sene, İngiliz doğa bilimci Charles Darwin’in 200. doğum yılından hareketle, ‘Darwin Yılı’ ilan edilmiş durumda. Bu nedenle de onun geliştirdiği evrim teorisiyle her zamankinden daha sık karşılaşıyoruz. Bu teoriyi kendi dünya görüşlerini desteklemek için kullanan materyalistlerin de sesi yüksek çıkıyor. Peki ama bu ses ne kadar inandırıcı?

Önce doğru soruları sormak lazım. İlk soru, ‘Darwinizm geçerli bir teori mi, değil mi’ sorusudur ve uzun zamandır tartışılagelmektedir. Ancak daha da önemli olmasına rağmen çoğu kez atlanan bir başka soru daha vardır: ‘Darwinizm geçerli olsa ne olur? Bundan ne gibi bir felsefi sonuç çıkar?’

Ateistlerin çıkardığı sonuç malum: Canlılığın amaçlı bir ‘yaratılış’ ile değil, kör bir evrim süreci ile ortaya çıktığını söylüyorlar. Bu evrim sürecinin de iki temel dinamiği var: Bir, fiziksel, kimyasal ve biyolojik ‘doğa kanunları.’ Bir de bu kanunlar sınırında gelişen rastlantısal olaylar. Ateistler, bu ‘doğa kanunları + rastlantı = hayat’ formülünü kabul ettirdiklerinde, ‘yaratılış’ı da devreden çıkaracakları kanısında.

Oysa durum hiç öyle değil…

Bunu görmek için ‘doğa kanunları’na biraz yakından bakmak gerek. Bunların evrenin işleyişini düzene koyan sabit kurallar olduğunu biliyoruz. Örneğin su mutlaka 100 derecede kaynıyor. Attığımız taş, yerçekimi nedeniyle, mutlaka yere düşüyor. İyi ama bu kanunlar neden var? Ve dahası neden oldukları gibiler?

Evrim teorisi üzerinde kafa yoranlar bu soruyu uzun süre ihmal etmişlerdi. Konuyu ele alan ilk bilim adamı, aynı zamanda bir felsefeci olan Lawrence Joseph Henderson oldu. Henderson, 1913 yılında yayınlanan ‘The Fitness of the Environment’ (Doğanın Uygunluğu) adlı kitabında, Darwinizm’in temel bir unsuru olan ‘uygunluk’ kavramını doğaya adapte etti. Buna göre, başta su olmak üzere, yeryüzündeki ‘malzeme’, hayata imkan sağlamak için olabilecek en ideal yapıdaydı.

Yani, eğer evrim gerçekten dört milyar yıl sürmüş büyük bir gösteri ise, bunun ’sahnesi’ çok iyi hazırlanmıştı.

Bu görüş, 1960′larda fizik alanında elde edilen yeni bulgularla güçlenmeye başladı. Tüm doğa kanunlarının temeli olan yerçekimini, nükleer kuvvetleri ve elektromanyetik kuvveti inceleyen fizikçiler, bunların şaşırtıcı derecede ‘iyi ayarlanmış’ olduğunu düşünmeye başladılar. Çünkü bunların değerlerinde en ufak bir farklılık olsa, üzerinde yaşamın yeşerebileceği Dünya gibi gezegenler hiçbir zaman var olmayacak, hatta maddeyi oluşturan elementler bile ortaya çıkmayacaktı.

1973 yılında Kopernik’in 500. doğum yıldönümü anısına düzenlenen büyük bir sempozyumda konuşan teorik fizikçi Brandon Carter, bu yaklaşımın adını da koydu: ‘Anthropic Principle’, yani ‘İnsani Prensip.’ Carter’e göre doğa kanunları, biz insanların içinde yaşayabileceği bir evrenin ortaya çıkması için özel olarak tasarlanmış gibiydi.

Bu ‘kozmik tasarım’dan Allah’ın varlığına varmak da pek çok kişi için zor olmadı. İngiliz düşünür Anthony Flew gibi kararlı ateistleri fikrinden caydıran, ‘yanıldım, Tanrı varmış’ dedirten de, modern fiziğin vardığı bu noktaydı.

Ateizmden çark eden bir başka Batılı düşünür olan Patrick Glynn ise, ‘Post-Seküler Dünyada İnanç ve Aklın Uzlaşısı’ altbaşlığını taşıyan ‘God: The Evidence’ adlı kitabında şöyle diyordu:

‘Yaşam, bir kör kaza olmak şöyle dursun, tüm evrenin ilk andan itibaren kendisine yöneldiği, kendisi için ayarlandığı ve düzenlendiği bir hedef gibi duruyor… Bu ise, bizi Tanrı’nın varlığı fikrinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran bir keşif. Bilim ve inanç arasında var olduğu kabul edilen gerilim, çoktan ortadan kalkmış durumda.’ [1]

One response so far

Next »