Nanoteknoloji kanser hastalarına umut oldu. Hamburg Eppendorf Üniversite Hastanesi bilim adamları nanoteknoloji ile geliştirdikleri medikal olta ile kandaki kanser hücrelerinin yakalanıp insan vücudundan uzaklaştırılması hedefleniyor. Continue Reading »
Tedavi yöntemlerinde kullanılan küçük ölçüler olumlu sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Üstelik bu yöntemler kanser tedavilerinde kullanıldığında önemi daha çok artıyor.
Amerika’nin North Carolina eyaletinde bulunan Duke Üniversitesi biomühendisleri Kanser tedavisi için yeni bir yöntem geliştirdi. Continue Reading »
Honda’da görev yapan bilim adamları şu sıralar çok ilginç bir madde üzerinde çalışmalar gerçekleştiriyorlar.Bu madde otomotiv ve teknoloji dünyasında çığır açabilecek bazı özelliklere sahip.
Bilkent Yerleşkesi’ndeki Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü araştırmacıları, CD ve DVD’lerin kopyalanmasının önüne geçecek bir şifre sistemi geliştirdi.
Ülkeler için stratejik bir önem taşımaya başlayan ve artık dünyada öncelikli alanlar arasında yer alan nanoteknoloji konusunda farklı projeler de Türkiyeden çıkıyor. ODTÜ Teknokentinde kurulu olan NANObizin kurucusu Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü Akademisyeni Prof.Dr. Hüseyin Avni Öktemin çalışması da bu projelerden biri. Kanser hastalığının hızlı sensörel tayinini sağlayan ve tıp dünyasını tek kullanımlık kanser tanı sistemleri ile tanıştıracak olan proje, AB 6. Çerçeve Valör Programı kapsamında 125 bin dolar destek almaya aday. Türkiyeyi temsilen TTGV tarafından da seçilen proje, Nisanda Avrupada da yatırımcılarla buluşacak.
2008 Aralık ayında Ulusal İnovasyon Girişimi (UIG) ile Türk-Amerikan Biliminsanları ve Akademisyenleri Derneği TASSAnın, İstanbulda düzenlediği Nano Teknolojik Ürüne Dönüştürülebilir Araştırma ve Ticarileştirme Konferansında Türkiyeden ortaya konan nanoteknoloji projeleri arasında da yer alan çalışma, kanser tanısının laboratuvar dışında yapılmasına ve hastanın yanında kullanılabilmesine olanak sağlayabilecek sistemlerin de temelini atacak.
Kanser tanısı için mobil alternatif
Bu çalışma ile ortaya etiketsiz bir tanı yönteminin çıktığını belirten Öktem, çalışma ile ilgili olarak, Hücrelerin limitsiz bölünebilme özelliğini kazanmaları, tümör oluşumundaki önemli etkenlerden biri. Telomeraz, kromozomların sonuna TTAGGG ardışık tekrarlarını ekleyen ve yapısında RNA bulunduran bir enzim. Bu sayede telomer kısalması engellenir ve hücre teorik olarak ölümsüzleşir. Normal dokuların büyük çoğunluğunda telomeraz aktivitesi gözlenmezken, birçok tümör dokusunda aktivite gözlenmesi telomerazın olası bir kanser tanı ve prognoz göstergesi olarak kullanılabilmesine olanak sağlar. Bu sebeple birçok telomeraz aktivite tayin yöntemi geliştirildi bugüne kadar. Geliştirilen ilk kantitatif yöntem polimeraz zincir reaksiyonu-PZR tabanlı bir protokol olan TRAP-Telomeric Repeat Amplification Protocol yöntemidir. Daha sonra geliştirilen modifikasyonlarla hassas ve güvenilir olarak miktar belirleme sağlanmışsa da bu yöntemler radyoaktif veya florasan tekniklere dayanıyorlardı. Dolayısıyla bu yöntemler, birçok laboratuvarda rutin olarak uygulanamayacak kadar pahalı altyapı gerektiren ve/veya insan sağlığına zararlı yöntemler. Gümüş boyama tekniklerinin TRAP ile birleştirilmesiyle bu dezavantajlar giderilmişse de bu yöntemlerin çok zaman alması ve yorucu olması yeni dezavantajlar getirdi açıklamasında bulundu.
Proje kapsamında ticarileştirilecek final ürünün tek kullanımlık kanser tanı sistemi olarak geliştirilmesi olacağını ve bunun çok önemli olduğunu vurgulayan Öktem, Oksidasyon sinyalini işleyecek ve ölçecek ünitenin taşınabilir bir okuma ünitesi şeklinde tasarlanması düşünülüyor. Bu husus fiyat avantajının yanı sıra özellikle hastane ve laboratuvara gidemeyecek durumdaki hastalarda, hastane ve laboratuvar olanağı olmayan kırsal kesimlerde önemli avantajlar sağlayabilecek nitelikte diye konuştu.
Katma değer potansiyeli
Ökteme göre nanoteknoloji içerikli ürünler son derece yüksek katma değer potansiyeli taşıyor. Tüm dünyada nanoteknolojik ürünlerin ve uygulamaların önemli bölümünün araştırma fazında olması nedeni ile geliştirilmesi muhtemel ürün ve hizmetlerin dünya ölçeğinde pazar bulma şansının çok yüksek olduğuna dikkat çeken Öktem, Bu alandaki çalışmaların hızlandırılması gerekiyor. Nanoteknoloji konusu ülkemiz açısından da büyük önem taşıyor. Bilkent Üniversitesi UNAM, ODTÜ Nanoteknoloji Nanobiyoteknoloji Araştırma Merkezi, Hacettepe Nanotıp, Gazi Nanotıp nanoteknoloji alanında faaliyet gösteren araştırma birimleri olarak hizmet veriyor değerlendirmesinde bulundu.
Ar-Ge noktası NANObiz
Öktem, ODTÜ Teknokentinde yer alan kurucusu olduğu NANObizde de nano partikül tabanlı yeni nesil tanı ve saflaştırma sistemleri ile nano biyo-sensörler ve yongaların geliştirilmesi konularında çalışmalarını sürdürüyor. NANObizin sıradışı fikir ve ürün projelerini hayata geçirmeyi planlayan ve Ar-Ge farkındalığına sahip tüm işletmelere, geliştirdiği değişik iş modelleri kapsamında ortak ürün ve teknoloji geliştirme faaliyetleri planlamak, koordine etmek ve projelendirmekten oluşan bir misyonla çalıştığını belirten Öktem, teknoloji transferi gerçekleştirme amaçları doğrultusunda da kendilerini Teknoloji emlâkçısı markası ile özdeşleştirdiklerini de belirtti.[1]
Amerikalı ve Çinli bilim adamları, insan vücudundaki molekülleri işleyen dünyanın en küçük iki kollu nano-robotunu üretti.
ABD’deki New York ve Çin’deki Nanjing üniversitelerindeki bilim adamlarının geliştirdiği robot 150 x 50 x 8 nanometre boyutlarında. Bir nanometre, bir milimetrenin milyonda biri uzunluğunda. Eğer elma bir nanometre uzunluğunda olsaydı, normal bir elmanın boyutu yerküreden daha büyük olurdu.
New York Üniversitesi Kimya Profesörü Nadrian Seeman, “Nanoteknoloji, gözle görülmesi imkansız moleküleri ve atomik zerrecikleri istediğimiz yerden alıp, istediğimiz yere yerleştirme imkanı sağlıyor” dedi. Seeman, programlanabilen bu robotun, araştırmacılara DNA’ya ‘benzeri görülmemiş bir ölçekte’ müdahale etme imkânı tanıdığını ifade ediyor.
Kollarını bir silah olarak kullanan robot, DNA origamisi içerisine yerleştiriliyor ve istenilen şekilde bir DNA oluşturulması için müdahale ediyor. Üretilen şekillerin çapı 100 nanometre’ye kadar yükseltilebiliyor. Robotun işleyişinin ardından üretilen yeni şekiller 8 kat daha geniş ve 3 kat daha karışık hale gelebiliyor. Bu sayede yeni DNA yapıları oluşturulabiliyor.
İleri teknoloji ürünü robotun bilgi taşımada kullanılan yeni sentetik fiber üretiminde de kullanılabileceği belirtiliyor. Bilimadamları, robotun yüzde 100′lük bir doğruluk oranıyla çalışabildiğini ifade ediyor. İki üniversitenin bu ortak çalışması, Nature ıÜüNanotechnology dergisinde yayımlandı.[#,##]
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Ziraat Fakültesinde nanoteknoloji yöntemiyle üretilen yaprak gübresinin meyve kalitesini artırdığı belirlendi.
SDÜ Ziraat Fakültesi Sürdürülebilir Tarım Organizasyonu Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kelen, yaptığı açıklamada, nanoteknoloji yönetimiyle meyve üretimde devrim yaratacak bir projeyi hayata geçirdiklerini söyledi.
Nanoteknoloji yöntemini gübre üretiminde kullandıklarına işaret eden Kelen, ortaya çıkan ürünün çevreye ve insan sağlığına zararsız ve yeni bir teknoloji olan tribomekanik aktifleştirme yoluyla elde edildiğini bildirdi.
Teknoloji sayesinde kalsitin mikro tanecikler haline getirildiğine işaret eden Kelen, bu boyuttaki parçacıkların kolayca yaprağın içine girdiğini ve yaprakta karbondioksit oluşumu sağlayarak, enzim aktivitesini artırarak bitkinin fotosentez etkinliğini, bağışıklık sistemlerini olağanüstü artırdığını ve bitkinin sağlığını, verimliliğini düzenlediğini vurguladı. Kelen, bu gübrenin bitkilerde yüksek verim, kalitede artış, daha iri meyveler, tat ve aromada iyileşme, hasat sonrası ürünün depolama süresinde artış sağlama, bitkinin fotosentez hızı ve etkinliğini artırma, kuru madde oranını artırma, çiçek tomurcuğu sayısını artırma, düzenli verim, erken hasat, mantari hastalıkları önleme ve bitkiyi su stresinden koruma gibi etkilere sahip olduğunu kaydetti. Continue Reading »